banner186

Zordur gençleri tanımak, onların gizli bahçelerinde dolaşmak. Bazen onların gerisinde kalmanın yükünü hissedersiniz omuzlarınızda. Yakın durmak istersiniz ama ortak bir dil bulmak ya da bulmaya çalışmak yorar sizi. Yoruculuğun giderek arttığını da hissederseniz. Bunun belki otuzlu yaşların ortasına gelmemle de ilgisi olabilir. Deneyimlerim bu ortak dilin ürkütücü, korkunç ve çözümsüz bir şekilde birbirinden ayrıldığını gösteriyor. Daha kötüsü bu çözümsüzlüğün kalıcı hale doğru gitmesi.

Öğretmenliğimin ilk haftalarıydı. Öğrencilerime onları önemsediğimi sözlerimle, gözlerimle ve davranışlarımla muhakkak hissettiririm. Akıllarına takılan her şeyi paylaşabileceklerini söylerim her zaman.

Türk Dili ve Edebiyatı dersi. Konumuz halk edebiyatı Yunus Emre. Tahtaya Yunus Emre’nin

‘’Keleci bilen kişinin yüzünü ağ ede bir söz
Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz’’ beytini yazdım. Ön sırada oturan bir kız öğrencim: ‘’Bence bu şiir olmamış hocam’’ dedi. Ne yapabiliriz diye sordum. Hocam bence şairin sosyal medya hesabına yazalım, düzeltebilir o zaman dedi. Yunus Emre’nin 13. yüzyılda yaşadığını bilenler gülmeye başladı. Arkadan bir öğrenci gülerek arkadaşını dürttü: ‘’Kızım Yunus Emre öldü’’dedi. Benim içim rahatladı tabi, en azından arkadaşı biliyor diye. Kız öğrencim şaşırarak gerçekten mi, ne zaman diye sordu. Arkadaşından aldığı geçen sene öldü ya cevabı bende şok etkisi yaratmıştı.

Gençler tarihte her zaman eleştirilmişlerdir. Örneğin milattan önce 2500 yılında Sokrates’e ait olduğu söylenen bir sözde:

''Şimdiki çocuklar lüksü seviyor, otoriteye ve büyüklerine saygıları yok, kötü tutumlular ve çalışmak yerine çene çalmayı tercih ediyorlar. Onlar artık evlerinin köleleri değil, efendileri. Büyükleri odaya geldiğinde ayağa bile kalkmıyorlar. Ebeveynleri ile çelişiyor, sofra adabına uymadan çar-çabuk yemek yiyor ve öğretmenlerini aşağılıyorlar.'' der.

Gençlerin bozulması demek devletin temellerinin sarsılmaya başlamasının ilk adımları demektir. Selçuklu Devletinin son zamanlarında yaşamış olan Yunus Emre bir şiirinde:

‘’Şakirt üstat ile arbede kılar,
Oğul ata ile izzetli oldu’’ diyerek bu bozulmaya dikkat çekmiştir.

Osmanlı’da ise Abdülhamit’i yıkan beyni yıkanmış, konforu yerinde ve muhalif olmayı seçkin olma kriteri sayan bir kitle vardı genç olarak. Üstelik Abdülhamit’in sağladığı imkanlarla okuyup bir yerlere gelen gençlerdi bunlar. Ama tarihimizde eleştirilen bu gençler, sonra genetik kodlarına yerleşmiş ‘’Müslüman-Türk’’ şuuru ile Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti gibi iki büyük devleti kurmuşlardır.

Fakat bu defa iş çok başka ve çok tehlikeli."Tarihte her dönem gençler büyükler tarafından eleştirilmiştir, bu tabi bir durumdur. Gençlere bu kadar yüklenmeyelim" cümlesi bu cağ için asla geçerli bir yargı olamaz. Şu an karşımızda duran gençlik bizim hayalini kurduğumuz ve bu hayalle büyüttüğümüz gençlik değil.

Sosyal benliklerin yerini egonun biyolojik taleplerinin aldığı bir gençlikten bahsediyoruz. Tutarlı bir kimliği olmayan, en yakın akrabalarını çıkarmakta zorluk yaşayan bir nesil. Okumayı sevmeyen, okumaya tahammülü, zamanı olmayan ve düşünmeyi istemeyen bir nesil.

Ellerindeki akıllı cihazlarla, dizilerle, filmlerle ve sosyal medya hesaplarında gençleri zehirleyen fenomen dedikleri kişilerle uyuşturulmuş bir nesil. Telefonlar iki kişinin konuşmasından daha fazla rol üstlenmiş durumda. Artık okula gitmek veya sokağa çıkıp arkadaşları ile oynamaktansa onlarla oyun oynamayı tercih ediyorlar.

On bir yaşındaki oğlumun Antalya’ya yerleşip youtuber olma hayali var. Bir başka gencin dizi oyuncusu bir başkasının televizyondaki yarışmalarda yarışmacı olma hayali…

Bu nesli el birliği ile biz bu hale getirdik. Makine gibi kurgulanmış bir hayat yaşarsa başarılı olacağına inandırdık. İnsanı insan yapan değerlerin de olduğunu söylemeyi unuttuk. Maddi dünyaya kapılarak manevi iflasımıza zemin hazırladık.

Sosyal medya çukurunda boğulan gençlerimizi geleneksel değerlerimize çağırmak için hiçbir zaman geç değil. Biz prens ve prensesler yetiştirdik orası kesin. Ama onları yaşatacak saraylarımızın olmadığı da kesin. Onun Fatihler yetiştirmek için Akşemseddin ve 2. Murat olmak umuduyla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
captainbatu 1 yıl önce

Hocam merhaba,yazınızı çok beğendim gayet önemli ve doğru bir noktaya değinmişsiniz.Ben bu konuyla alakalı bir kaç şey daha eklemek istiyorum;Çevremde bazen şahit oluyorum küçücük(büyük ihtimalle 6 yaşından küçük)çocukların ellerine anneleri yemek yesinler yada sussunlar veya başka sebepten ellerine telefon veriyor çocuklar ya oyun oynuyor ya video izliyor(gözlemlerime dayanarak),peki kaç tane veli o oyunları oynayıp o videoları izliyor yada o çocuk bir süre sonra telefonsuz ne yapıcak?Demek istediğim şu halk bilinçlendirilmeli genç yada yaşlı ayırt etmeden.Kendimden örnek vermek istiyorum;2004'te doğdum benim zamanımda çizgi filmler vardı severek izliyordum sonra bilgisayardan oyun sitelerine girip oyun oynamaya bayılırdım(akıllı telefon var mıydı hatırlamıyorum 2010 sularında)ortaokulda akıllı telefonum oldu.Bence bir şeyi yapıp yapmamaktan çok sorumluluklarımızın bilincide olup hayatı dengeli bir şekilde yaşamalıyız.