Osmancık Haber Gazetesi

Çorum Yayla Haber Gazetesi

Çorum

Osmancık

Çorum Haber

Çorum Haberleri

Çorum Belediyesi

Çorum Valiliği

Çorumspor

Çorum Gazetesi

Çorum Gazeteleri

Ahmet Ahlatcı

Çorumhaber

Corum

corumhaber

Çorumhaber

Çorum Yayla Haber Gazetesi

Çorum Haber Gazetesi

Çorum Haberleri oku

Sungurlu

Alaca

Osmancık

Sungurlu

İskilip

Kargı

Habercim19

habercim19.com

corumhaber.net

corumhakimiyet.net

çorum time

corum time

çorum valilik

Çorum Belediye

Çorum Belediyespor

Yeni Çorumspor

Çorum Yerel

ÇorumYerel Ekonomi

Çorum Ahmet Ahlatcı

Ahmet Ahlatcı

Çorum Ak Parti

Çorum CHP

Çorum İyi Parti

Çorum MHP

Çorum Gelecek Partisi

Çorum DEVA

Çorum Saadet Partisi

Ahmet Sami Ceylan

Cahit Bağcı

Agah Kafkas

Salim Uslu

Tufan Köse

Oğuzhan Kaya

Kenan Nohut

Ali Haydar Tanrıverdi

Hacı Odabaş

Yusuf Ahlatcı

Mustafa Tahtasız

Çorumluyuz

Çorumlu Amir

Çorumlu

Çorumda

Çorumdan

Çorum Yayla Haber Gazetesi

Yayla Haber

Çorum Yayla Haber

Çorum Haber

Çorum Haber Gazetesi

Çorum Yerel

Çorum Yerel Gazete

Çorum
Corum
Çorumhaber
Corumhaber
çorum gazetesi
çorum gazeteleri
çorum haberleri oku

Benim maskem senin sağlığını koruyor, senin masken benim sağlığımı koruyor. Korona belası büyük küçük demeden herkesi öldürmeye başladı.

Anlaşılan o ki, insanoğlunun bu beladan kurtulması çok zor.

Sanmayın ki, felâket tellallığı yapıyorum. Felaket tellallığını da hiç sevmem.

Bursa’dan bir doktor kardeşimiz şöyle feryat ediyor; “Maske takın, maske…

Kovite bulaşmış hastaları görüp onları kurtaramayınca, ilk kez doktor olduğum için pişmanım. Virüsle savaşılıyor ama cehaletle savaşmak çok zor.” diyor.

Bakteri canlıdır. Virüs canlı değildir, ölü de değildir. Uygun koşullarda canlanabilen bir varlıktır. Mesela, bakteri faredir. Virüs yumurtadır. Fare canlıdır, yumurta canlı değildir, ama döllenmişse uygun sıcaklıkta, uygun sürede bekletilirse civcive dönüşür, yani canlı olur.

Bu bela ve lanet korona için bu kadar moral bozucu uyarı yeter. Sen, ben, o, biz, siz, onlar maske takar, temizliğe dikkat eder ve mesafe kuralına uyulursa sorun çıkmaz.

Sararan çimenlerin yeşilliğini, solan güllerin rengini hiçbir şey geri getiremez ama hayat yine de yaşama değer.

MEYHANE EDEBİYATI

Akşamcı değilim ama akşamcıları çok severim. Özellikle meyhanelerde söylenen şiir, şarkı ve rubailere bayılırım. Akşamcıların çoğu filozof tavırlı insanlardır. Düzene isyan ederler, sistemi zorlarlar ve her şafakta yeni bir dünya için kadeh kaldırırlar çilingir sofralarında.

Anadolu Yakası Müzisyenler Cemiyetinde beni rubai yazmaya özendiren rahmetli ağabeyim Erol Sencer (Çok eski bir tarihte Osmancık İş Bankasını teftişe gelmiş) çok sevdiği şu dörtlüğün kime ait olduğunu bilmiyordu.

Ben şehid-i badeyim dostlar demim yâdeyleyin,

Kabrimi meyhane enkâzıyla bünyad eyleyin,

Gaslolunmaz gerçi ma ile şehidanı vega,

Yıkayın meyle beni bir mezhep icat eyleyin.

Erol ağabey öldükten sonra yaptığım araştırmalar sonunda dillere destan olan bu muhteşem rubainin Ruscuk’lu Kemal’e ait olduğunu keşfettim.

Meşhur Tatyos Efendi Kürdülihicazkâr şarkısında meyhaneleri şöyle anlatıyor.

Ehli aşkın neşvegâhı kuşei meyhanedir, (Aşk ehli meyhane köşesinde şenlenir)

Saki ya uşşakı dilşad eyleyen peymanedir.(Saki aşıkları ancak içi mutlu eder.)

Gufti guyi âleme aldanma hep efsanedir(Alemin dedikodusuna aldanma efsanedir)

Saki ya uşşakı dilşad eyleyen peymanedir.

Meşhur Lale devri şairi Nedim, meyhane meşrebini şöyle tevatür eder.

Meyhane mukassi görünür taşradan amma, (Mukassi= Dar, kasvetli, sıkıcı)

Bir başka ferah, başka letafet var içinde. ( Ferah=Neşeli, Letafet= güzellik)

Ulemadan Şeyhülislam Yahya Efendi de meyhane muhabbetimize şöyle katılır.

Sun sagarı saki bana mestane desinler, ( Saki sun kadehi bana sorhoş desinler)

Uslanmadı gitti gör o divâne desinler, ( Divâne = Deli,, aptal)

Bezm-i meye (içki meclisine) büyük üstad Ömer Hayyam’da şu rubaisiyle katılır.

Şarabı götürüp döksen bir dağa / Dağ sarhoş olur başlar oynamaya,

Ben ne diye tövbe edecekmişim, / İçimi tertemiz eden şaraba…

KARAMANOĞLU MEHMET’İ ÜZÜNTÜ VE RAHMETLE ANIYORUM.

büyük şehirlerde ve tatil yörelerinde güzel Türkçe’miz katlediliyor.

MHP Mersin Milletvekili Olcay Kılavuz, iş yeri ve kuruluşlarda, tabela ve reklamlarda yalnızca Türkçe adların kullanılması için TBMM’ne bir kanun teklifi vermiş. Çok geç alınmış bu karara sevinemedim bile .

Ben 1993 yılında Kadıköy Belediyesinde çalışan Zabıta Müdürü Kargı’lı hemşehrimizi ziyaret ederek, “ Müdür bey, Allah rızası için bir gün Bağdat caddesine çık da işyeri tabelalarındaki rezaleti bir gör.” dedim. Müdür bey, “Ya hocam uğraştığın şeye bak” diyerek uyarımı ciddiye almamıştı.

Ben de kardeşim, emrinde kaç zabıta memuru var,” İki yüz” dedi. Ben bu kadar zabıta ile Bağdat caddesinde bir ayda Türkçe’yi yozlaştıran o tabelaları oralardan söktürürüm dedim ve çayını içmeden ayrıldım yanından.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.